Bir Zamanlar // Once upon a time




"UP" hand knit 215x 104 cm
photo 15x15 
drawing on paper 20x27 cm
2012
exhibiton view at Outside- In (Alan İstanbul)






































Gemi / Ship
11x15x3 cm
Seramik üzerine akrilik
2011

Özyeğin Üniversitesi Çekmeköy Kampüsü // A Guide to Dreaming









 A Guide to Dreaming,  Wall Installation (cable) , 2011


Baloncuklar // Bubbles




























Baloncuklar // Bubbles

110x120 cm.

el örgüsü / / hand knitted

2011

CocaCola Gallery Red collection

Manzara // Landscape




























manzara // landscape

185x195cm.

el örgüsü // hand knitted

2011

CocaCola Gallery Red collection

from series of " I just want to say hello!! "




from series of   " I just want to say hello!! "
karışık teknik // mixed media
21x29 cm.
2011

Evrenin Yanlış Siparişi // Mistaken Order of Universe

You don’t have a twin anymore.
To explain the situation, a big mistake has been made.
The waiter had brought the omelet with double eggs instead of one egg.
But the customer only wanted the half of the omelet and he didn’t want to eat the other half.
So they came to fix this order mistake.
Everything is fixed, everything is all right



knit: 310x480 cm.

Üç Şehrin Hikayesi//The Story Of 3 Cities

A country that has three diverse cities…and diverse people...

The people of one of those cities were folks who lived their lives in serenity and comfort as they soared up and down and sometimes glided through air.

In another city, people have been compelled to let themselves drop down from a height for a relief. Otherwise they would threaten the rest of the citizens with their aggression provoked by fury and misery.

Because of their differences people of these three cities have completely banned any travel whatsoever between cities. All those people, unable to understand one another and could not communicate with each other have always been faithful to that rule for the sake of protecting their tranquility and happiness. However, life continued like this until those who jump from high to relax and calm their aggression encountered a massive urban devastation that occurred following an unfortunate natural gas explosion in their city. This natural gas explosion led to the collapse of many buildings and towers.

Anger of the ones who were not able to find a high place to jump aroused great fear among the people of other cities. Therefore, for the first time intercity pass became permitted for construction of high buildings. When the buildings were completed and it was time to leave the city, with the curiosity to see a foreign city, one of those citizens who jump from a height furtively sneaked into the city of the backward-talkers together with them.

This foreigner in the city of the backward-talkers entered one of the buildings then climbed up to a window of an unoccupied apartment and as a usual habit jumped out of the window… There were some citizens who noticed the situation and were shouting from behind that the result of this behavior would be death. But the foreigner who was going for a relief would not be able to understand their warnings since they were not speaking the same language.



Gece Düşerken// Falling in night-time
El Örmesi//Hand knit
230x143 cm.
2010












Gündüz Düşerken// Falling in Daytime
El Örmesi//Hand knit
233x138 cm.
2010

"Başka Evrende Aktif" Serisi 1

Bir mali denetçi, bir veteriner, bir bankacı ve bir biolog ile aynı masada olmamızın tek bir nedeni vardı o gece; hepimizin ortak arkadaşının DJ’lik yaptığı mekanda sadece arkadaşlarına özel olarak ayırdığı masayı paylaşmaktı. Henüz o gün tanışmıştım o insanarla. Konuşmalarını, eğer cümle kaçırmadan dinleyebilirsem biraz anlayabiliyor, tam olarak anlayamasam bile konu hakkında en azından bir fikir edinebiliyordum.
Konuşulanları anlamak adına olağan üstü çabalamama karşın kendimi zaten çok yabancı hissettiğim bu dünyadan artık iletişim kuramayacak kadar uzaklaştığımı farkediyordum.
Bir zaman sonra sanırım insanlar benim onların konuşmalarında dışarda kaldığımı hissetmiş olucaklar ki herkes bana konuştukları konuyu kendi yöntemlerini kullanarak anlatmaya çalıştılar. İnsanların benimle ilgilenmesine çok sevinsem de bir türlü konuyu anlamıyor olmam kendimi daha da yabancı hissetmeme sebep oldu.

Tuvalete gitmem gerekmesine rağmen masadan kalkamıyor, kalktığım taktirde artık hiçbir şey anlamayacağımdan endişe ediyordum. Bir yerden sonra dayanamayıp kalktım. Döndüğümde tahmin ettiğim gibi oldu.

Oturduktan bir süre sonra endişelerimden arınmış olduğumu farkedip artık sohpeti anlamaya çalışmayı bırakıp en iyi yapabildigim seyi yaptim. Hayal kurmaya başladım.




avize//chandelier
75x75x55 cm
el örgüsü // hand knit







new artists' book.

EVRENİN HATALI SİPARİŞİ //

MISTAKEN ORDER OF UNIVERSE






A Guide to Dreaming



Merve iki yıldır İstanbul’da yaşıyor. Basit zevkleri olan biri ya da kendini böyle görüyor.. Savruk düşünceleri var kafasında. Aynı anda bir çok işle ilgilendiği için dizginlediğini düşünüyor bu bir türlü sonuca vardıramadığı savruk düşüncelerini. Yaklaşık 1 ay önce aldığı ilk müzik aletiyle müzik yapmaya başlamıştı Merve.
Az stresli bir uçak yolculuğundan sonra bir kaç ayını geçireceği Marsilya’ya vardığında elinde tuttuğu ve ilk sayfasında "yalnız olmadığımı biliyorum. Konuşmasam da beni duyan birileri olmalı " yazan defterini çantasına koydu.

Marsilya’daki ilk gecesinde o kadar yorgundu ki hemen odasina cekildi. O gece rüyasında, tonlari surekli degisen mekanik sesler duyuyordu. Sabaha karşı uyandığında rüyasında duyduğu sesleri tekrar duymaya başladı. Bir süre bu mekanik sesleri dinlemeye ve anlamaya çalışırken yeniden uyuyakaldı. Uyandığında, yeteri kadar dinlenmiş hissetmiyordu kendini. Sextant et plus ülkesinin kraliçesi Veronique, Merve ve İzmir’deki haber alma teşkilatının başı olan arkadaşı Gökce’yi beraber çalışacakları atölye bölümüne götürecekti o gün. Hemen yataktan kalkmak zorunda kaldı. Veronigue, Gökçe ve Merve`yi kaldıkları Villadan aldı ve atölyeye doğru yürürlerken, en ufak bir boşluk bırakmadan duvarları graffitiler ile doldurulmuş bir otoparktan geçtiler. Merve bu sırada sabaha karşı duyduğu sesleri tekrar duymaya başlamıştı.

Birkaç gün boyunca bu tuhaf mekanik sesleri hiç duymayan Merve, Gokce’yle gittikleri şehir merkezindeki telefoncuda, bir standdan kendisine “ Merhaba” diyen, gerçeğinden oldukça büyük bir fotoğraf makinasi ile karşılaştı. İlk bakışta kullanılamayacak kadar büyük olan bu fotoğraf makinasının reklam amaçlı üretilmiş olabileceğini düşündü. Kendisine birkaç kere daha “merhaba”, “nasılsın Merve?” gibi cümleler kurmasıyla durumun garipliğinden ürkerek standa sırtını döndü Merve ve şaşkınlığını kimsenin farketmemesi için baska şeylerle ilgilenmeye başladı. Gökçe`nin işinin çabuk bitmesini umarken o devasa fotoğraf makinesinin bir hayal ürünü olup olmadığını geçiriyordu aklından. Gökçe’ye hiçbir şey söylememesi gerektiğine karar verdi., Gökçe’nin işi bitip telefoncudan çıktıklarında, Merve’nin yüzünde tuhaflıktan mı yoksa mutluluktan mı, tam olarak anlaşılamayan bir gülümseme vardı.

O günden sonra sürekli o ilk sabah duyduğu mekanik sesleri duymaya devam eden Merve aklından bir türlü çıkaramadığı fotoğraf makinasının resmini çizmeye çalıştı. Aynı hafta diğer arkadaşlarının da Marsilya’ya gelmesiyle, duyduğu mekanik sesleri ve konuşan fotograf makinesini bir süreliğine unuttu. Artık akşamları, kaldığı evin bahçesinde delirip delirmediğini düşünmeden keyifli günler geçirmeye başlamıştı.

Merve ve arkadaşları bir akşam hep beraber bahçede otururlarken çok yakından gelen bazı müzik sesleri duymaya başladılar. Merve yemekten sonra müzik seslerinin La Frishe’in içindeki bir konserden gelip gelmediğine bakmak için evin bahçesinden çıkıp otoparktan geçti. Burada boylari yaklaşık 1,5-2 metre olan 2 robot ile karşılaştı. Robotlardan biri telefoncudaki fotoğraf makinasıydı. Ayağında pembe tavşan terlikleri vardı. Diğeri ise üzerine rengarenk vidalar serpiştirilmiş çikolatalı bir çöreğe benziyordu. Adları Prelavage ve Lavage olan bu iki robot ile sohpeti sırasında, bu acayip durum karşısındaki rahatlığından olsa gerek, ara ara şaşkınlık yaşıyordu. Çörek şeklinde olan Lavage`ın Marsilya`daki tüm graffitileri yaptığını ve Prelavage`ın kafasini oluşturan dev fotoğraf makinesi ile de hem bu grafitileri belgelediğini hem de Marsilya`nın hemen her yolunda, kimi zaman tek kimi zaman çift olarak etrafa savrulmus terliklerin fotoğraflarını çektiğini öğrendi. Sonra bu iki robota karşı kendini daha da yakın hissetti. Uzun süre sohpet ettikten sonra konserin var olup olmadığına bakamadan villaya geri döndü.

Merve robotlarla karşılaşmasının ardından hemen hemen her gününü onlarla birlikte geçirmeye başlamıştı Arkadaşları, özellikle haber almada uzman olan Gökçe ve gözlüğünü çıkarttığında kuşa dönüşebilen ve insan olduğu zamanlarda tüm kuşlarla iletişim kurabilen Borga`nın birşey anlamasın diye uğraş vermesi gerekiyordu. Onlara belli etmemek için odasından cok nadir çıkıyordu. Robotlarla konuşmalarını duymamaları için de müzigin sesini olabildiğince açiyordu.

Merve, yaptığı ve vasat olarak nitelendirdiği müziğini robotlarla paylaşıyor ve onların kendi müziğini sıkılmadan dinlemelerine bayılıyordu. Onu sürekli mutlu etmeye çalışmaları Merve`nin iyi hissetmesine ve rahat davranmasına sebep oluyordu. Ancak İstanbul`a dönüş vaktinin yaklaştığını düşünmeye başladığında içini saran huzursuzluğa ve endişeye bir türlü engel olamıyordu.

Merve robot arkadaşlarıyla birlikte olamadığı zamanlarda, İstanbul`da yaşayan ve dünyadaki tüm kahve ağaçlarına mahsul vermesi için direktif verip onları motive eden arkadaşı Yiğit ile internetten sohpet ediyordu. Yaşadıklarını Yiğit’e anlatmak istemesine karşın kendisine inanmayacağından hatta delirdiğini düşüneceğinden endişe ediyor, sessizlik içinde kalıyordu.

Huzursuzluk ve mutluluk duygulari arasinda kalmadığı günlerden birinde, Yiğit’e mutluluğun sadece paylaşıldığı zaman gerçek olduğunu söyleyebildi.. Bunu söylerken “Şu an yaşadığı mutluluğunu ve sebeplerini, ne bir insana anlatacak cesareti ne de anlatmayı düşünecek kadar delirmiş bir beyne sahip olduğunu” geçiriyordu içinden.